Güncel
Bizi Takip Et
29 - Yumruğun Ağırlığı

29 - Yumruğun Ağırlığı





Glutton Berserker


Çevirmen: Uchuujin & Editör: Faen_The_1134

Bölüm 029 Yumruğun Ağırlığı

Ertesi sabah bulutlar kayboldu ve mavi gökyüzü geri döndü.
Gün aydınlanırken köye bir kez daha baktım. Tamamen yanmıştı.

Birkaç köylü hayatta kalmıştı, yanmış dizleriyle yere çökmüş ağlıyorlardı.
Her şeylerini kaybetmişlerdi.

Ve akabinde, Seto’nun evine dokunulmamıştı, garip bir manzaraydı. Yakında, köylüler Seto’ya bu konuyu sorabilirler.
Neden sadece onun evinin hasar almadığını. Bu acı çeken köylüler için hiç komik değildi.

Seto bir sonraki hamlesini düşünmesi gerekecek. Bana gelince, ben programımı takip ediyordum. Seto’ya bunları söyledikten sonra, eski evimin kalıntılarına doğru yürüdüm.

Yanık kokusu burnuma gelirken, köyün güneyine doğru ilerledim. 
Evim Gargoyle’ların ateş saldırısından etkilenmemişti. Çevresinde çeşitli yabani bitkiler serbestçe büyümüştü.
Avludan geçerek iç mekâna ilerledim. Yabani bitkiler buraya hükmediyordu. 

Kara kılıcımı kınından çektim ve engel olan bitkileri kesmek için kullandım.
Bir süre keserek ilerlemeye devam ettikten sonra, sonunda birbiri yanına yerleştirilmiş iki küçük mezar taşına ulaşabildim.

[Baba, Anne… Evdeyim.] (Fate) 
(Ç.N. Okaeri (⌣̩̩́_⌣̩̩̀))



Çok uzun zaman olmuştu ve güneş ışığı almadığı için, mezar taşları yosun ile kaplanmıştı.
Çabucak halledelim. Greed’i kınına koydum ve eğildim.

Ellerimle yavaş yavaş annemin mezar taşını kaplayan yosunu temizledim. Annem beni doğurduktan sonra ölmüştü. Babam bana onun oldukça konuşkan olduğunu ve başkalarının işine burnunu sokmayı çok sevdiğini söylemişti. Bunun ne kadar doğru olduğunu bilmemin bir yolu yoktu.

[Pekala. Tamamen temizlendi. Sıradaki Babam…] (Fate)

Ben 11 yaşındayken babam hastalıktan ölmüştü. Mızrak yeteneklerini kullanarak canavarları köyden uzak tutan babam,  gençliğin idolüydü.
Babam köye katkıda bulunmak için elinden geleni yapmıştı, bu yüzden zorbalığa uğramamıştı. Her zaman gülümserdi, nasıl yaptığını merak ediyordum.

O zamanlar, bana ne kadar acı verici olursa olsun gülmeye devam edersem, mutluluğun er ya da geç beni bulacağını öğretmişti. O günden itibaren, gülmeye devam etmeye çalışmıştım.

Bununla beraber, babam hastalıktan öldüğünde yüzünde bir gülümseme vardı. O anda itibaren kendimi gülümsemeye zorlamayı bıraktım.
Beş yıl geçtikten sonra, o gülümsemelerin benim mutluluğum için olduğunu anladım.

Bu nedenle, babamın mezarının önünde gülümsedim.

[Baba, ben iyiyim. Artık kendi gücümle yaşayabiliyorum.] (Fate)

Babamın mezar taşını temizledikten sonra, kalktım.
Tekrardan ne zaman ziyaret ederim acaba? Aslında pek olası değildi.

Gallia’dan canlı dönebilirsem, başımdan geçenleri anlatmak için buraya geri döneceğim. Şimdilik, başka bir şey söylemeyeceğim.

Geri döndüğümde, Seto büyük ağacın altında duruyordu.
Görünüşe göre, beni bekliyordu.

[Görünüşe göre, ziyaretini tamamladın.] (Seto)
[Evet, biraz önce bitti.] (Fate)
[Anlıyorum…] (Seto)

Seto bir şeyler söylemek istiyordu. Bir süre bekledikten sonra önümde ağıldı.

[Tekrardan, özrümü kabul et. Geçmiş… geçmişte kaldı, lütfen beni affet.] (Seto)
[Evet, özrün kabul edildi. Ama…] (Fate)

Çabucak Greed’i çektim, yay biçimine çevirdim.
Yayı çektiğimde benim büyümden kara bir ok oluştu.

Seto’nun yüzü sertleşti ve soldu. Öyle bile olsa hâlâ duruyordu.

[Fate… Sen… Olabilir mi?] (Seto)

Seto çok üzgündü. Umursamazca büyülü oku bıraktım.
Seto gözlerini kapadı ve dişlerini sıktı, büyülü ok büyük ağacın dalları arasında kayboldu.

Gyaaaaaa.
Canavarı inlemeleri duyuldu, bir Gargoyle Noir ağaçtan yere düştü.

[Uaaaaaaa, bir canavar mı?] (Seto)

Seto canavarı gördükten sonra, yere kapaklandı.
Seto’ya saldırmadan önce Gargoyle’u indirmeyi başarmıştım. Biraz daha yavaş olsaydım, Seto ölecekti.

[Hâlâ birkaç tane kalmış gibi görünüyor.] (Fate)

Kafamdaki inorganik sesi görmezden gelerek, Seto’ya yaklaştım ve ayağa kalması için yardım ettim.
Hala dili tutuktu. Soruma bile yanıt vermedi.

[Oi, kendini topla!] (Fate)

Bunu söylerken hafifçe yanaklarını tokatladım.
Seto aklını başına topladı ve tekrar ayağa kalktı.

[Şaşırdım. Arkamda bir Gargoyle olduğunu düşündüğümde… Fate’in bana saldıracağını düşünmüştüm…] (Seto)

Seto başka hiçbir şey söylemedi. Hayır, söyleyemedi.
Tabi ki Seto onu öldürmek üzere olduğumu düşünüyordu.

Bu konuda bir şey yapamazdım. Ona saldırmak için bir sebebim vardı. Seto bana karşı bir borç hissediyordu.

Her nasılsa, atmosfer garip bir hal almıştı.
Durgunluğu ilk kıran Seto oldu. Ayağa kalkmasını izledim.

[Fate, bana vurmanı istiyorum. Sadece bununla affedilmemin imkansız olduğunu biliyorum, ama elinden gelen tek şey bu.] (Seto)

Ne yapmalıyım… diye düşünürken, [Zihin Okuma] aracılıyla Greed konuştu,

[Vur gitsin. Bu statülerle senin içi kolay olur, kufufufu.] (Greed)
[Seto’nun kafası patlar… Böyle zamanlarda şaka yapma.]  (Fate)

Ama yine de Seto’yla aramızdakileri halletmek istedim.
O zaman, bu gayesine yanıt vermeliyim.

[Anladım. Dişlerini sık, Seto.] (Fate)

Seto’nun yanağına sağ yumruğumu geçirdim.
Kendimi tutmaya çalışmama rağmen, etki oldukça fazlaydı ve onu ağaçların arkasına fırlattı.

Bu çok fazla oldu… Bunu düşünürken, Seto yerde gülüyordu. Bu vuruş kafasındaki bir iki tahtayı mı kırdı?


Ona doğru koştuğumda, yanıldığımı anlamıştım. Bu yüz ifadesini biliyordum.
Babamın bana gösterdiğiyle aynı gülümsemeydi.
Her şeyiyle bana gülümsedi ve devam etti. En azından Seto’nun gülümsemesini ben böyle yorumlamıştım.
=====

[Böylesi iyi mi?] (Fate)

[Evet, artık bu köyde yaşamak imkansız olduğu için, sorun değil.] (Seto)

Ben, Seto ve kızı Tetra tüccar kasabasına döndük.
Seto köyden ayrılmaya karar vermişti. Dediğim gibi, sadece kurtulanlarla köyü korumak imkansızdı. Dahası, sadece onun evi kurtulduğu için, Seto’ya çok fazla kötü söz söylemişti.

Seto’nun sınırı buydu. Babası öldüğü için, artık pozisyonunda başarılı olma gibi bir sorumluluğu yoktu.

Bana göre, Setonun yüzünde tazelenmiş gibi bir ifade vardı.

[Şimdi ne yapacaksın?] (Fate)
[Sanırım, burada başka bir iş arayacağım. Ah, doğru. Lütfen bunu kabul et.] (Seto)

Seto bana canavarları zapt etme ödülü olan 10 gümüşü verdi.
Kafamı salladım ve reddettim.

[İhtiyacım yok. Sende kalsın.] (Fate)
[Hayır, bunu yapamam…] (Seto)
[O zaman, kızının ihtiyaçları için kullan. Gördüğün gibi, şu anda paraya ihtiyacım yok.] (Fate)
[Eğer öyle söylüyorsan… Ama dürüstçe, bu bana yardımcı olarak.] (Seto)

Tetra’da sıfırdan başlayacaktı. Yani bir miktar paraya ihtiyacı olacaktı.
Başkentte, çok az parayla yaşamanın ne kadar zor olduğunu öğrenmiştim. Bu nedenle, makul bir miktarda paraya ihtiyacı vardı.

Seto’yla bir süre konuştuktan sonra, nihayet ayrılma zamanı gelmişti. Güneye gitmek için bir araba ayarlamıştım. Tetra’da bir gün daha geçirmek istemediğim için, bu arabayı kaçıramazdım.

[Görüşürüz, Seto] (Fate)
[Evet, bir sonraki sefere kadar.] (Seto)
[Güle güle, büyük abi] (Seto’nun Kızı)


Bu doğru. Eğer mümkün olursa, onlara daha sonra bir daha görüşmek istiyorum. Baba ve kızına el sallayarak veda ettim, kısa bir süre sonra da Tetra’dan ayrıldım.