Güncel
Bizi Takip Et
0267 - Altın Aslan

0267 - Altın Aslan


Super God Gene



Çevirmen: Kylerxy

267.Bölüm:  Altın Aslan




Yat, bahçe benzeri bir adanın önünde durduğunda, Ji Lingfeng korumasının sırtında yattan dışarı çıktı. O kadar sarhoştu ki kendi başına yürüyemiyordu bile.

Ji Lingfeng, adadaki villaya vardığında direkt yatağa gitti. Han Sen ve Ji Yanran o olmadan yemek zorunda kalmışlardı.

Ji Yanran adamın ne düşündüğünü bildiğinden kızardı. Han Sen'i buraya getirmişti, kardeşinin varlığından dolayı Han Sen'in çok ileri gitmeyeceğini düşünüyordu. Ancak Ji Lingfeng'in bu kadar çabuk sarhoş olacağını beklememişti.

Büyük kaplıca havuzunda Ji Yanran ve Han Sen burada bulunan tek kişilerdi. Bir saat içerisinde Ji Yanran çekici bir şekilde pembeydi.

Han Sen artık daha fazla kendini kontrol edemiyordu. Kızı kollarından tuttu ve yatak odasına doğru hızlıca yürüdü.

Başı Han Sen'in göğsüne gömülüydü, Ji Yanran,sanki sarhoşmuş gibiydi.

Han Sen, Ji Yanran'ın beyaz yorganın üzerine koydu. Ji Yanran'ın gözleri parıldıyordu ve yanakları pembeydi.

''Sevgilim, işte geliyorum'' Han Sen kendini ona attı.

Dört günlük yolculuk Han Sen'e bir saniye gibi gelmişti. Blackhawk'a geri döndüğünde, Han Sen Gods Sanctuary'e girdi ve özel takımın işlerine bakmaya başladı.

Bulut canavarın kutsal kanlı canavara evrimleşmesi için hala bir aydan fazla zaman gerekiyordu. Han Sen zamanını bir kaç mutant hayvan avlamak için kullanmaya karar verdi.

Mutant yaratıkları avlamak için en iyi yer Karanlık Bataklık'tı ama buradaki mutant yaratıklar çok büyüktü. Şeyran Çölünde de bolca mutant yaratık vardı ama sıklıkla grup halinde geziyorlardı bu da sorun yaratıyordu.

Biraz düşündükten sonra Han Sen şansını Yeşim Ejderha Dağlarında denemeye karar verdi.

Özel takımın başına geçmeden önce, Han Sen sadece yakındaki dağların isimlerden haberdardı ama özellikleri hakkında hiçbir fikri yoktu. Başa geçtikten sonra Han Sen bir çok yararlı içerik okumuştu, bunların bir çoğu da Yeşim Ejderha Dağları hakkındaydı.

Yeşim Ejderha Dağları uzun zaman önce keşfedilmesine rağmen, hiç kimse oraya avlanmaya gitmeye cesaret edememişti.

Shelter'deki üç büyük çete bile Yeşim Ejderha Dağlarındaki yaratıkları avlamaya cesaret edememişti.

Bunun ana nedeni Yeşim Ejderha Dağlarındaki gelişmiş yaratıkların bolluğuydu. Han Sen, Kanlı Katil'in de buradan geldiğini duymuştu.

Orada bulunan kişilerin internet hesaplarındaki okuduğu materyallere göre, birkaç kutsal kanlı yaratık Yeşim Ejderha Dağlarının kenarlarında bir arada ortaya çıkacaktı.

Birçok insan oralarda ölmüştü ve geri dönmeyi başaran birkaç insan da tekrar oraya gitmeye cesaret edememişti.

Bu yetenek konusunun çok üstündeydi. Bir çok kutsal kanlı yaratığın olduğu yerde büyük bir grup bile işe yaramazdı.

Hayatta kalanlar 300 ayak uzunluğunda devasa bir serpantin tanımlamıştı, karanlık bulut parçası kadar büyük bir kuş ve bir tepe kadar devasa bir canavar da bunların arasındaydı. (Çn: serpantin yılan taşı olarak da geçiyor. Bir tür mineral yılan rengine benzediğinden bu ismi almış ve insan sağlığa çok zararlı, yani bu yaratığı zehirli olarak düşünülebilir. Bu varsayım ama)

Han Sen'i en çok etkileyen şey hayatta kalanların hiç sıranda veya ilkel yaratık görmemesiydi. Buradaki en az gelişmiş yaratık mutant olanlardı.

Her ne kadar riskli olsa da Han Sen kutsal kanlı renk değiştirici canavar ruhuna sahipti ki bu da ona bir yılan gibi saklanmasına ve fırsat kollamasına olanak sağlayabilirdi.

Kokusuna gelince Han Sen özel kadro kredilerinden birini kullanmış ve insan oğlunun kokusunu kapatmak için gerçek ve denenmiş bir şişe bitki karışımı su almıştı.

Tüm hazırlıklardan sonra Han Sen Yeşim Ejderha Dağları için ayrılmıştı, yanında elmas kılıcı ve böcek şövalye mızrağını da taşıyordu.

Meowth'un yüksek hızı ile bile, yolda hiçbir avlanma yapmadan varış yerine ulaşmak Han Sen'in sekiz gününü almıştı.

Yeşim Ejderha Dağlarının kenarında, Han Sen daha da dikkatli oldu. Meowth'u geri aldı ve bitki karışımı suyu üzerine püskürttü. Kutsal kanlı zırhı giyen Han Sen dağlara doğru yürüdü.

Kanatları olmasına rağmen Han Sen etrafta uçmaya cesaret edemiyordu. Bir kutsal kanlı canavar uçma ruhu, çok hızlıydı ama uçan bir kutsal kanlı canavara göre bu yavaş kalıyordu. Eğer Han Sen uçmaya karar verirse bu bir intihar hareketi olurdu.

Han Sen renk değiştirme canavar ruhunu hemen kullanmayacaktı çünkü şekil değiştirme canavar ruhlarının kullanma sınırı vardı. Han Sen acil bir durum olmadıkça şekil değiştirmeyi tercih etmeyecekti.

Yeşim Ejderha Dağların diğer yerlerden farklıydı. Şeytan Çölü'nün içinde bile, her yerde ilkel ve sıradan yaratıklar görülebilirdi. Ancak Han Sen bu dağlara girdiğinden beri tek bir tane bile görmemişti.

Dağlar siyah taşlardan oluşmuştu. Onların üzerinde neredeyse hiç bitki yoktu. Manzara ıssız ve kasvetliydi.

Uzun bir süre seyahat ettikten sonra Han Sen sonunda mammo canvarı kadar büyük bir yaratık gördü.Sadece onun ayak seslerini dinlerken Han Sen dünyanın sallandığını hissedebiliyordu.

Yaratığın kutsal kanlı mı yoksa mutant mı olduğunu bilmemesine rağmen Han Sen sadece boyutuna bakarak tüm ilgisini yitirmişti.

Yaratık Yeşim Ejderha Dağlarında dolaşırken Han Sen uzaktan onu takip etmişti. Önündeki böyle büyük bir yaratık diğer her türlü yaratığı alarm durumuna sokacaktı. Böylece, Han Sen riskleri önemli ölçüde azaltabilirdi.

Birkaç saat yaratığı takip ettikten sonra Han sen herhangi bir sorunla karşılaşmadı. Gerçekten de, Yeşim Ejderha Dağlarındaki yaratıklar gelişmiş olanlardı, ama burada diğer yerlere göre daha az yaratık vardı.

Han Sen bu yaratığı takip etmeye devam edip etmeyeceğini düşünmeye başlamıştı. Bu gevenli bir yoldu ama herhangi bir mutant yaratığa rastlamamıştı. Buralarda hiç olmadığından mı yoksa bu devasa yaratığın onları korkuttuğundan mı böyle olduğunu merak ediyordu. (Rgn: Geven bir çeşit diken)

Han Sen tereddüt ederken, aniden bir çığlık duyuldu. Önünde yürüyen devasa yaratık aniden boynundan ısırılmıştı ve altın aslan gibi gözüken bir yaratık tarafından sürüklenmişti.

Devasa yaratığın devasa bedeni aslan benzeri yaratığın kafasından çok az büyüktü. Aslan biraz çiğnedi ve yuttu.

Han Sen soğuk terler döküyordu. Altın aslan bir dağ kadar büyüktü.