03 – Kavrulmuş Fasulye Oldukça Lezzetli

Shinigami wo Tabeta Shoujo Chapter 03 Shinigami wo Tabeta Shoujo ArazNovel. ArazNovel
Font Size :
Çevirmen : Shin
Antigua Kalesi, arka kapı.
Etrafın durumunu izleyen bir asker, eliyle işaret ederek arkadaşlarını çağırdı.
Bekçi olarak atanan asker kafasını sallayıp işaret verince, kilidi çevirdi.
Sıkı bir şekilde kapatılmış kale kapısı değildi. Yan tarafta yapılmış, küçük tip ama dayanıklı demir kapıydı.
Acil durumlar dışında, açılması yasak olan küçük kapı. Kaçmak isteyen askerler için, çok kez açıldı.
Bu bekçi bağımsızlık ordusuyla işbirliği yapmış, moral düşürmek, kaçışa yardım etmek gibi görevler almıştı. Kaçış, bir çok kez tekrarlanan bir manzaraydı. Kalenin içindeki koruma sistemi oldukça gevşekti, bu gecede her zamanki gibi kaçak askerleri göndericekti.
“… Etrafa gözükmeden bir süre eğilerek ilerleyin. Kuzeydeki ormanın içindeki harap evde, sizi karşılayacak biri bekliyor. Oraya kadarki harita bu. İşiniz bitince kesinlikle imha edin.”
Bekçi haritayı uzatınca, adam alıp, bakış attı.
“… Üzgünüm, bizi kurtardın”
“Birde, bu belgeyi sizi karşılayacak kişiye ver”
Hain belgelerin bukunduğu mektubu çıkarttı.
“Tamam. Anlaşldı”
“Savunma gevşek olsada, yeteri kadar dikkat — –”
“Orada, ne yapıyorsunuz?”
“– –!”
Belgeleri vermenin ortasındayken, vesile için uygun olmayan ses adamlara ulaştı. Bekçi ve kaçak askerlerin kalpleri durarak sesin geldiği yere döndüler.
“Yanlış hatırlamıyorsam 11.Piryade takımındansınız değil mi? Öyle bir eşyeyı taşıyarak nereye gidiyorsunuz? Yıldızlı gökyüzünün altında yürümeye falan mı?”
“Sen… 13.Piryade takımının –”
“– — Oi, bekle. Bu kişiyse sorun yok.”
Kılıcını her zaman çekebilecekmiş gibi duruş alan genç adam, Shera’nın figürünü görünce tuttuğu nefesini verdi. Çünkü gitmelerine izin verecek gibiydi.
Bekçi ihtiyatlı gözlerlerle bakmaya devam ediyordu. Bağırmaya kalkarsa, anında öldürecekti. Karmaşa çıkarırsa herşey biterdi.
“Geçici İkinci Teğmen Shera”
“Ah!, can sıkıcı bir sorumluluk verilmiş velet değil mi. “Geçici” olmak ağlatır adamı”
“Başka takımlar bile konu haline geldi. Ne kadar yaşacağını söylüyorlar. Bahis bile yaptılar”
“– — Ondan önce, ne yapıyorsunuz?”
Shera büyük orağı omzuna koyarak, gülümsedi ve sordu.
“Belli değil mi? Bu saçma ordudan kaçıyoruz. Herkez kazanan ata binmek ister değil mi? Dedikodulara göre İmparatorlukta yakın zamamda savaşa katılıcakmış. Bu şekilde bizler köpek gibi öleceğiz”
“Bizler Başkent Bağımsızlık Ordusuna katılıcağız. Para da verecekleri ile ilgili söylemler de var. Üzgünüm ama Krallık için ölmeye niyetim yok.”
“Takım üyelerinin hepsi buna katıldı. Mevcut silahlarımızı ve yiyeceklerimizi de götürüyoruz. O kadar kötü davranacaklarını sanmıyorum”
Takım Liderine benzeyen adam, taşıdığı çantasına “pon” sesiyle vurdu. Cevabını dinleyen Shera, ikna olmuş bir şekilde iç çekti. Orağı tutan eline güç ekledi.
“Demek öyle. O zaman, burada yollarımız ayrılıyor”
“… Sen de gelir misin? Bu şekilde ölecelsin.”
“H-Hey!”
Kaçak askerlerden biri düşünmeden tepki verdi.Çünkü gelirse yüklerinin artacağından endişeleniyordu.
“Onu bu şekilde bırakamayız. Yerimiz ifşa oldu. Bir kişi arttırmaktan zarar gelmez değil mi?”
Takım Lideri bekçiye sorunca, kaşlarını çattı ama, yapcak bir şey yok diye düşünerek kafasını salladı.
“Planda bu yoktu ama, yapacak bir şey yok. Zaten kız çocuğunu öldürmek istemiyorum. Fakat, sadece sen. Şu anda başka takım üyelerini çağıramayız”
“– — Böyle diyor. Geliyorsun dimi? Böyle bir orduda bizim gibi küçük yavruların gururları olmaz”
“… … Hmm. O zaman geliyorum. Kısa zaman beraber olacaz ama, benimle ilgilenin”
Shera yavaşca gülümseyip, Shera rızasını dile getirdi. Adamlar bu iyi diye iç çekince, Kapının yanından sessizce dışarı sıvıştılar.
— — Kaçmak suçtu. Orduya yakalanırsan, savunmanın faydasız olduğu söylenilebilir: Ölüm cezası.
Kaçak askerler nefeslerini bastırıp, otlara bedenlerini gizleyerek ormanlık alana gidiyorlardı. Eşya yüklenip bu şekilde hareket etmek zor ama eli boş olanlara bu durumda veremezlerdi.
Shera’da büyük orağı taşıdığı için adamlardan farkı yoktu.
“Hey, Geçici İkinci Teğmen Shera-san. O saçma orağı artık atmaya ne dersin? Ayak bağı gibi gözüküyor.”
“Bu olmazsa savaşamam”
Shera orağın sapını nazikçe okşadı. Adam bıkmış bir şekilde sessizce mırıldandı.
“Off, yapacak bir şey yok o zaman. Böyle orağı taşıyarak ne yapmayı planlıyorsun? Senin gibiler, bağımsızlık ordusuna vardığında memleketine dönmeli. Arkandan konuşmayız”
“Düşünürüm”
“Takım Lideri! O büyük ihtimalle burası”
Gruptan biri, haritayı açarak şu anki konumlarını bularak rapor etti. İşaret “x” konulduğu yerde büyük ağaç vardı. 30 metre kadar uzak bir yerde, karanlıktan görülmeyen ama gerçekten orda küçük ağaçların içinde göze batan büyük bir ağaç vardı.
Kaçak askerler, adım sesi çıkartmıyacak şekilde, işaret konulmuş büyük ağaca doğru sessizce yürümeye başladılar.
Şu anda krallık askerlerinin gözlem yapmadığı alana girmişlerdi. Ama Sonuna kadar tedbiri elden bırakmadılar. Bu orduda hayatta kalmalarını sağlayan yek şeydi.
“– — Cidden insanın bıraktığı izler var. Buradan sola doğru mu ilerliyecektik?”
“Evet. Büyük ihtimalle. Çünkü hayvan izine benzeyen bir şey var.”
“Sadece bu çevreyede ayak izi bırakılmış, bunu takip edersek ulaşırız.”
“Bu kadar yakın bir yerde düşmanın üssü olduğu halde, bulamamaları cidden gevşek olmalılar. Bu tepedekileri kafası boş heralde?”
Büyük ağaca elini yavaşca vurunca, diğerleride katıldıklarını söyleyen sesler çıkardılar.
“Süpriz saldırının nasıl ifşalandığının nedeni tahmin edilebilir”
“Kaçmamız doğru bir karardı. Bizler en son anda doğru kararı veren, kutsal insanlarız. Kazanırsak yıldızlara dua edeceğim. Derin imanı olan bizlere tanrının gönderdiği mesaj için”
“Yıldız Tanrısı-sama’ya şerefe”
“Aynen öyle”
Onların arkalarında bıraktığı aileleri vardı. Boşuna ölmek veya köpek gibi ölmek istemediler. Hain olarak çağrılsalarda, yaşamaları herşeyleriydi. Bu zorlayıcı düşünce onları kontrol ediyordu.
Shera birazcık uzak bir yerden eğleniyormuş gibi bu manzarayı izliyordu. Favori orağını, omzunda taşırken. Bu arada karnı acıktığından kurumuş yiyecek olarak saklaığı kavrulmuş fasulyeyi ağzına attı. Bu seferki fasulye birazcık tuzluydu. “Yanlış” değildi ama, “Doğru” da değildi.
“Pekala, Bu kadar dinlendiğiniz yeter. Bu haritayı yırtarak yere göm. Söz sözdür sonuçta. Kanıt bırakmıyacak şekilde yap.”
“Anlaşıldı!”
“Hey Shera. Sende fsulye yeyip durma, yardım et”
Gruptan biri, kaygısız bir şekilde fasulye çiğneyen Shera’ya boş boş durmaması için çıkıştı. Shera cevap yerine, büyük orağın sivri ucuna vurdu.
“O orak çapanın yerine geçiyor demek. Dönünce düzgünce ebeveyinlerine yardım edeceksin heralde. Ebeveyinlerine yaşadıkları süre içerisinde hürmet göstermek iyidir”
Shera’ya doğru gözlerini çevirerek, arz etmiş bir tonda öğüt verdi.
Haritayı paramparça edip, deliğe koydu ve kaba bir şekilde üstünü toprakla kapattı. Askeri ayakkabılarıyla üstünden geçip, iz bırakmıyacak şekilde yaptıktan sonra, grup üyeleri “bu kadar yeter” işaretini verdi.
“Eğer canım isterse öyle yaparım”
“Canın istemesi için şimdiden çalış”
“Tamam. Bu arada, sen benim babam mısın?”
“Evde beni sevimli oğlum bekliyor. Ne yazık ki, senin baban olamam. Kendi elinle kendine iyi bir adam bul”
“Bu yazık oldu”
//Burada birbirleriyle dalga geçiyorlar türkçeye ne kadarını aktarabildim bilmiyorum.
Ayak üstü konuşurken, Shera bir ara olan ebeveyinlerinin yüzünü hayal etmeye çalıştı. Ama, hayal edemiyordu. Hiç üzgün hissetmiyordu fakat. Başkent Bağımsızlık Ordusu’na karşı kini kesinlikle vardı. Köyünün talan edildiği hatıraları kesinlikle vardı. Ama, orada olması gereken inların yüzünü hatırlayamıyordu. Bunun içler acısı olarak düşünmüyordu. Hatırladığı şeyler, canını yakacak kadar ölümüne karnının aç olduğuydu.
— — Sadece kafayı oynatacak kadar aç olduğunu hatırlıyordu.
Shera son fasulyeyi, sessizce ağzına attı. Kaba bir şekilde ısırınca, tadını anlayamadı.
Bağımsızlık Ordusu İstikbarat bölümü gizli harap ev.
Normalde bu yeri izciler kullanırdı ama, bu akşam Bağımsızlık Ordusunun Komtanlarından biri, Albay Voleur düşmanın ön saflarına teftiş için bulunuyordu. Voleur İmparatorluk Ordusu tarafından destek için gönderilen ileri düzey yetkiliydi.
Uzun ve kaslı bir fiziğe sahipti, doğuştan sahip olduğu savaş dehası eğitimde daha da cilalanmıştı.
Onun mızrağı İmparatorluğun için de bile üst düzey kabul edilmişti. Mızrak eğitmeni olarak, bağımsızlık ordusunun ikinci komtanı 2.Prens Alan’ın eğitmeni görevi de vardı.Basit dinç karakteri askerler arasında kabul edildi, komtan olarak da yeteneklerle döşenmişti.
“Gece geç saatlere kadar görev yaptınız, elinize sağlık. Antigua Kalesinin durumunu kendi gözlerimle görmeye geldim”
“Albayın gelmesini gerektirecek bir şey yoktu. Onların durumu hala aynı. … … Bunu buyrun”
“Alıyım”
İzcilerden biri, Voleur’e küçük dürbün verdi. Özel bir büyüye sahip bu araç, lenslerinin ötesindeki manzarayı öğlen zamanıymış gibi gösterebilirdi. Bir aralar var olan gizemli şehirden kazılan şaheserlerden biriydi. İmparatorluğun istikbarat birimi ve kısıtlı sayıdaki subayların taşımasına izin veriliyordu.
“Bizim gardımızı indirmeyi amaçlayan tuzak, diye düşünecek kadar maymunlar. Onların merkez kulesine bakın lütfen”
İstikbarat birimi üyesinin parmakla gösterdiği yere dürbünü döndürdü. Surların içinde merkez kule en göze çarpanıydı. Düşmanı keşfetmek için kullanılıyordu. Ama, gözetleyiciler duvara dayanmış bir şekilde hareket etmiyorlardı.
“… …Gözetliyiciler ayakta uyuyor. Disiplinleri çürümüş mü?”
Dürbünle Antigua’nın durumuna bakarak, Voleur bıkmış bir tonda mırıldandı.
“Ciddi bir şekilde işini yapan gözetmenler çok nadir denilebilecek kadar. Bizler gerginlikten zor zamanlar geçiriyoruz”
“Ama, Kesinlikle gardınızı indirmeyin. Düşmandada işini iyi yapan kişiler kesinlikle var. Eğer olmasaydı, bu güne kadar krallık ayakta kalamazdı”
Dürbünü izciye geri verip, önlem için uyardı.
“Anlaşılmıştır, Albay Voleur. … … Radara bir şey takıldı. Hızlıca ne olduğunu doğrulayın”
// Radar demiyor aslında uyarı ağı gibi bir şey diyor anlamlı olmayacağı için böyle yazdım //
İmparatorluk büyü teknolojilerin yaptığı özel radar hattı. Bu harap evin çevresine yerleştirildi. Alt düzey yetkiliden biri dürbünü kullanarak, radara takılan şeyi doğrulamaya çalıştı.
“… … Haber verilen kaçak askerler efendim. 10 tane, hayır 11. Haber verdiklerinden 1 kişi fazlalar.”
“Önceden de olmuştu. Son anda karar veren kişilerde var sonuçta. Her zamanki çaprazlama sorgu sonra, bağımsızlık ordusunun ana merkezine kadar eşlik et. Casustan gelen belgeleri almayı unutma.”
“Anlaşıldı”
“… … İstikbarat birimi, kaçak askerlere rehberlik de mi ediyorlar?”
Voleur* çenesini ovalarken sordu.
// (*) : Senin adını s*k*yim jp de garip bir şey ingden bakıyom ondada farklı unutup unutup duruyom. Senin adını veren yazarın…. ellerinden öperim [ seri git gide ağırlaşır diye korktum aq] :DDDD //
“Evet. Sıtrateji uzmanından gelen bir emir, içten çöküşü ilerletmek için. Kaçak askerlerin sayısı şimdiden bini geçti. Bizimle iletişimde olan casuslar, en alttaki rütbeden en üstteki rütbeye kadar var. … … Elinde sonunda, bunun sonuçları ortaya çıkar.”
Krallığa karşı memnuniyetsiz kişiler bir elin parmaklarını geçiyordu. Bundan dolayı casus bulmak kolaydı. Kendiliğinden girenlerde az değildi.
“… … Anlıyorum. Krallık, içten çökmeye başladı demek”
“Evet. Tam üstüne bastınız”
Dıştan mükemmel görünen büyük ağaç tamamen korozyona uğramıştı. Hiçbir şey yapmasanda sefil bir şekilde geberecek, yıkılacak olması zaman meselesiydi. Ama, bu zaman meselesini hızlandırmak istikbarat biriminin göreviydi.
“Kaçak askerlere iç taraftaki durumu sormak istiyorum ama, sorun olur mu?”
“… … Pek katıldığım söylenemez. Onlar prensese sadakatini sunmuş değiller. Mevcut durumdan endişelenip kaçan kişiler bunlar. Durum bunu gösteriyor”
İstikbarat birimindeki asker durumu açıkladı ama, Voleur endişen gereksiz anlamında kafasını salladı.
“Kaçak askerler tarafından sürpriz saldırı yersem, bu benim bu kadarlık adam olduğumu gösterir. Onların cevaplarını dinleyelim. Bu kulakla direk.”
“… … Anlaşılmıştır. Fakat, bizlerinde eşlik etmesine izin veriniz. Albaya bir şey olursa, sorumluluk bizim üstümüze kalır”
Gurup üyeleri kahkaha atınca, Voleur küçük bir şekilde gülümsedi.
“Yare yare, sorumluluk duygusu güçlü bir astının olması, sıkıntılı”
“Benim gibi sert subay olduğunda, çeşitli sıkıntılar vardır”
Voleur kulübeden çıkınca, gözcülük yapan istikbarat biyimim üyeleri onun arkasından takip etti. Voleur’un bilinçsiz bir şekilde fovori uzun mızrağını eline alması, bir iç güdü olabilirdi.
__________
“Ben bağımsızlık ordusunun, İmparatorluğun Sadakat Taburundan Albay Voleur. Sizler, Antigua’dan gelenlersiniz değil mi?”
“E, evet. Aynen öyle! Prenses Alturia’nın yönettiği bağımsızlık ordusuna katılmak için, kaleden kaçtık! Bundan sonra Başkent Bağımsızlık ordusu için, hayatımızı ortaya koyacağız!”
Rahat bir şekilde yalan söyleyen Takım lideri.
Voleur bunu biliyordu ama, çiddi bir şekilde başıyla onayladı. Zaten, bir sivil asker olarak onlar için egemenlik savaşı bu kadardı.
“… Tamam. İradeleri beraber olacak yoldaşlar olarak kalpten karşılıyorum. Bu sefer bağımsızlık ordusu tarafında, gücünüzü göstermenizi istiyorum”
“Anlaşıldı!”
Takım Lideri ve geri kalan üyeler saygıyla eğildi, Voleur onların yüzünü tek tek inceledi. Ama, özel bir silah taşıyan bir askerde, gözlerdini durdurdu.
“– — Küçük kız. Neyin bu kadar komik olduğunu söylermisin ?”
“… …”
“Az önceden beri, neden gülümsediğini sordum”
“– — Aha, ahahaha! Ne mi komik? Herşey! O kadar eğlenceliki yapcak bir şeyim yoktu!”
“Ne?”
“Çünkü ‘ Bağımsılık ordusuna katılmak için, kaleden kaçtık! ‘ gibi bir şeyi ciddi bir şekilde söyledi. Gerçekte ölmek istemedikleri için kaçtıkları halde!”
Shera dayanamıyormuş gibi, karnını tutarak sesli bir şekilde güldü.
Ilımlı olan istikbarat birimini üyeleri, kişisel silahlarına ellerini uzattılar. Bu saygısızlığı daha da uzatırsa, orada imha edeceklerdi.
“He, hey, Saygısızlık etme! Shera!! Kapa çeneni!”
Takım Liderinin durdurmak için uzattığı eli, Shera sert bir şekilde reddetti.
“Yapamazsın. Asi ordusunun köpeği bana mı dokunacak? Sonuçta ben artık yoldaşınız değilim”
“ — — O, Oi Shera!! Sen gerçek yüzünü mü gösterdin!?”
“Sen, biz bağımsızlık ordusuna katılmak için gelmedin mi?”
Voleur sordu. Shera öldürme niyetini yaydığından, bu son soruydu.
Mızrağı sıkıça kavrayıp gücünü verdi.
“Gelmediğim belli değil mi. Yılan gibi saklanan, göze batan köpekleri avlamaya geldim. Büyük olanı avlarsam, hızlıca yükselebilirim”
“Oi Shera!! Yalan söylüyor. Lütfen affedin. Bu, bunun tahtaları biraz eksikte”
Takım Lideri korumaya çalıştı ama, Shera sinir bozucu diye çıkıştı.
“Aptal muamelesi yapmasan olur mu? Köpek tarafından korunmak, kalbimi açıtır”
Bu durumu görünce, Voleur derin bir iç çekti.
“– — Demek cevabın bu. Ordudaki fırtınalı yaşantın, seni etkiledi gibi gözüküyor. Şimdi, ben seni rahatlatacağım”
// Öldürüceğim manasında //
“Lütfen durun Albay! Bunun gibi kişileri bizler hallederiz!”
“Endişeye gerek yok. Acınası biri. Küçük yaştaki kıza el kaldırmak bana göre değil ama, böyle bırakamam. O zaten deli bir köpek. Görmeye dayanamıyorum”
// Shera am*na koyacak farkında değil //
Eliyle istikbarat biriminin üyelerini sakinleştirince, Voleur yavaşca pozisyon aldı.
Birkaç dakika içinde, Shera büyük ihtimalle ölecekti. Bağımsızlık ordusunun Albayı, hemde bu kadar büyük bir erkeği yenmesine imkan yoktu. Kaçak askerlerin yapacak bir şeyi yoktu. Arada kaynayıp ölemezlerdi. Şu anda yapabilecekleri tek şey tükrüklerini yutup, Shera’nın sonunu izlemekti.
Ama, Shera onların endişesini görmezden gelip, eğleniyormuş gibi adım atmaya başladı.
“Fufu, benim lezzetli yemeğim için. — — Üzgünüm ama ölebilir misin?”
Elindeki büyük orağı kuvvetle sallayan, Shera dudaklarını gerip,yüzünü Voleur’a ve onun mızrağına çevirdi.




tags: oku Shinigami wo Tabeta Shoujo Bölüm 03, Shinigami wo Tabeta Shoujo Bölüm 03 manga, Shinigami wo Tabeta Shoujo Bölüm 03 online, Shinigami wo Tabeta Shoujo Chapter 03 bölüm Shinigami wo Tabeta Shoujo Chapter 03 chapter, Shinigami wo Tabeta Shoujo böiüm 03 yuksek kalite, Shinigami wo Tabeta Shoujo Chapter 03 manga scan, ,