Giriş – 001: Flip The Switch [Tanrı’nın Armağanı]

Yobidasareta Satsuriku-sha Chapter 001 Yobidasareta Satsuriku-sha ArazNovel. ArazNovel
Font Size :

Çevirmen: Şhin & Editör: Faen_the_1134

[Ç.N. Bu seride başlıkların hepsi -Büyük ihtimalle- ingilizce deyim olduğundan olduğu gibi bırakacağım. Başlığın anlamı “Ani duygu değişimi” Başlığın Türkçe karşılığı “Katarsis” dir. Bana başlığı çevirmeme yardımcı olan RüzGar, Uchuujin/Azizhan ve Faen_the_1134’e teşekkür ediyorum.]

Touno Hifumi’nin çıkardığı katananın bıcağı, gözünün önündeki kızın boğazına dayanmıştı. Zarif boynu titreyerek, gözyaşları akarak katanaya bakan kız hiç bir şey diyemiyordu.

k004

Japon kılıcı göz alıcı bir silahtı. ”Kararlılık Kokusu” diye anılan bıçak tarafı, basit bir eğimli yüzey değildi, insanın kalbini hissettiren benliği taşıyıp, net bir karakterin yüceliği ve güzelliği vardı.

Ve,

Güzel kız.

Hızlıca gözlerini kıza çeviren Hifumi böyle düşündü.

Güzel uzun gri saçlara sahip, şu anda gözyaşlarıyla ıslanmış mavi gözlerinde kötülük yoktu. Gözleri buluştu. Gözlerine korku işlenmişti, dolan gözyaşları soluk yanaklarından aşşağı indi.

Kız kötü birine benzemiyordu. Diye düşündü Hifumi kendi kendine.

Bu şekilde rol yapacak kıza benzemiyor…

Gözlerini ayırmadan, görüş alanını genişleterek etrafını kontrol etti. Sıradan insanlar için zor bir şeydi ama, Hifumi için kolaydı. Ölümün ve yaşamın arasında gezdiği pratiklarden bile bir adım daha abartılı pratikten elde ettiği sonuçtu.

Eski ama lüks bir oda, 20 tatami* büyüklüğündeydi. Taştan yapılmış duvarlarda pencere bulunmaksızın, birkaç tane meşalenin ışığıyla aydınlanıyordu. Çıkış sadece, kızın diğer tarafında, büyük çift kapılı kapıydı. Hifumi ve kızın durduğu yer, yerden 30 cm kadar uzundu.

[Ç.N. Tatami, japon evinde çay sermonisi yapılan odanın adıdır. Orijinal tatami yada tatemi prin saplarının sık bir şekilde dokunmasıyla oluşur. İng çevirmen Hifuminin bulunduğu odanın boyu için diyo ki ” kabaca 20 yada daha fazla çift kişilik yatağın bir birlerine istiflenerek oluşturduğu boyut” ve siz bu yazılanlaı anladıysanız bana ulaşın :D]

Çevresinde, bütün vücudu zırhla kaplı, kapalı alanlarda kullanmalık kısa mızraklarla duruş alan “Şövalye”’ye benzeyen adamlar, Hifumi’ye mızrak uçlarını doğrultarak, öfkeli ve şaşkın yüz ifadelerine sahiplerdi.

“Prensesten uzaklaş!”

Şövalyenin birinden öfkeli ses duyulsada, Hifumi’nin kılı bire kıpırdamamıştı. Sakince etrafını kontrol ederek, hepsinin ekipmanları aynı ve sayılarının 6 olduğunu doğruladı. Arkasını göremiyordu ama, varlık hissi ve sesler kaç kişi olduklarını belli ediyordu.

Zırhları sert görünen metalden yapılmıştı, kasklar yanaklarına kadar inmiş dıştan baktığında hiç açıklığı yoktu ama, tek bakışta, Hifumi kılıcını sokacağı bir kaç noktayı bulmuştu.

O zaman, bundan sonra ne yapsam acaba?

Davranışlarından, kendisine yetişebilecek yeteneği olan birisini hissetmediğinden, bu duruma düşmesinin ayrıntılarını hatırladı…

====================================================================

O gün, Hifumi günlük sabah pratiğini, dojo*nun önüne dönüp, oturarak meditasyon yapıyordu.

[Ç.N. Kelime anlamı itibariyle antreman yapılan yer, derin anlamı ile japon evlerinin dışında bulunan ev sahiplerinin budo sporlarının ve bazende dini ibadetlerin gerçekleştiği mekan.]

Yavaşça içine çektiği nefesten, soğuk ve poulownia ağacının* havası, vücudunun içinde ilerlemesini hissedip, kendi içinde bulunan duyguları bastırmak için, hareket etmeksizin, sadece ve sadece kimsenin bulunmadığı dojonun içinde atmosferi hissediyordu.

[Ç.N. Paulownia Çin’de yaşayan, çok hızlı büyüyen ve içinde ülkemizinde bulunduğu Kuzey Yarımküre’de yaklaşık 24 milyon dekar arazide bulunan bir ağaçtır.]

Normalin üstünde denilebilecek zor pratikleri kendini bildi bileli yapan Hifumi için, dojo da ruhunu sakinleştirmek herşeyden önce rahatlayabileceği bir zamandı. 18 yaşına kıyasla daha sakin gözüküyordu ama, yaş uygunluğundan mıdır, anime, manga ve novel gibi insancıl şeylerden de zevk alıyodu. Savaş sanatı yeteneği dışında, normal bir gençti.

Yanında favori iaido* katanası vardı. Ekstra süsü yoktu, basit bir siyah kılıçtı. Yüksek fiyatlı bir şey de değildi ama, ustasından miras kalıp değerli olarak baktığı, eşsiz bir katanaydı.

[Çn. Kılıcın kınından çekilip savunma veya saldırı yapıp kına geri konulmasına yönelik savaş sanatı. Benim tahminim iaido katana normal katanalar gibi değil]

Aniden arkasında birisini hissetti.

İki kişi. Fakat, kötülük hissetmiyordu

“…Kimsiniz?”

“Ho, bizim varlığımızı hissedebildin demek”

Hifumi’nin sorusuna, boğuk sesli adam cevap verdi.

Arkasına dönen Hifumi’nin önünde, Yunan efsanesinde olan Zeus’a çok benziyen ihtiyarla, gösterişsiz, kaba naginata*sıyla sengoku döneminden çıkma bir büyük savaşcı dikiliyordu.

[Ç.N. Ucunda uzun ve katana gibi eğik bir biçak bulunan mızrak]

İstemsiz bir şekilde kaşlarını çattı.

Ne kadar uyumsuz bir çift. Hem de…

“…İnsan değilsiniz?”

İnsanlarda olan “yaşama duygusu” denilebilecek olan şey, sözde “yaşama” hissi vermiyorlardı.

“Ben, normalde insanım.”

Bu sefer büyük savaşçı cevapladı.

Onun hareket etme biçimi, su götürmez bir usta olduğunu söylüyordu. Hifumi, yanında bulunan katanasını zaten eline sıkıştırmış, her an savaşacak gibi duruş almıştı.

“Heyecanlanma. Kötü haberlerim var ama, bizler sana bir şey yapacak değiliz.”

“Kötü haber?”

“Onu açıklamadan önce, kendimizi tanıtalım.”

İhtiyar sakalını okşayarak konuştu.

“Ben Tanrı. Maa, farklı farklı dinlerin farklı farklı tanrıları var ama, kaba taslak söylersek, bu dünyayı denetleyen, tanrının temsilcisi gibi birşeyim. Ve yanımda bulunan samuray da, bu dünya da savaş sanatlarını denetleyen tanrı”

Savaş sanatlarını denetleyen tanrı diye tanıtılan adam, kollarını çaprazlayarak kahkaha attı.

“Seni heycanlı bir şekilde izliyordum. Savaşçıların azaldığı bu dönemde, senin gibi düzgünce pratik yapan yok. Doğal yeteneğininde etkisi var ama, herşeyden önce büyük çabayla kendini eğitip, insan sınırını geçme derecesine gelmen, savaş sanatları tanrısı olarak gerçekten mutluluk verici.”

“Ama, senin bu azminin nedenini anlamıyorum. Geçmişine baksamda, normal bir evde büyümüşsün, özellikle savaş sanatlarına sarmanı sağlayacak bir bölüm yoktu.”

Savaş sanataları tanrısının dediği gibi, Hifumi’nin savaş gücü hile benzeri bir seviyeye gelmişti. Şakayla yazılmış mı olduğunu bile düşündü*, okul kurucusunun bıraktığı tekniklerin hepsinde ustalaşmış, düzgünce savaşırsa dojo’nun öğrencilerinin hepsiyle aynı anda savaşsa bile kolayca kazanabilirdi.

Bu kadar savaş gücünü elde etmesinde, bir arzu rol oynamıştı ama, tanrı olarak kendilerini tanıtan gözünün önündeki ikili, bunu görememişe benziyordu.

“Tanrı olsanız bile, insanın kalbini okuyamıyorsunuz demek.”

“Bizler yüce olmadığımızdan, normal olarak bağzı sınırlamalar var. Orjinalde, bu şekilde gözlerinin önünde tehazürü* etmek de zor. Bizim işimiz, bu dünya denen tiyatroyu yapmak, direk olarak olaylara el atamayız.”

[Ç.N. Kaçıncı oldu ap bu bu bölümden sonra alta koyacam bu şeyleri okumanızı bölüp duruyo. Tehazür 🙁 belirme, görünme, gözükme, ortaya çıkma, oluşma.)]

Kendince tanrının temsilcisi olan adam iç çekti.

“Her neyse.” dedi Savaş Sanatları Tanrısı. ”O kadar fazla zamanımız kalmadı, hızlıca önemli hususu açıklayalım.”

“Hm evet… O (kötü haber) hakkında, yakın zamanda, sen farklı* dünyaya uçacaksın. Evet, senin odanda bulunan bir kaç tane fantezi romanı gibi, farklı* dünyaya gideceksin, bu dünyadan başka dünyaya.”

[Ç.N. Küfür etmeyin tmm 😀 ama önemliydi burada iki farklı var ya ilkincisi ‘chigau’ yanlış,vb. (ör: Hifumi’nin normalde olmaması gereken dünya) anlamında,  bunu yazmamın sebebi yerine koyacak bir kelime bulamadım diğer ikinci ‘farklı” kelimesi bizim bildiğimiz normal anlamda.]

Hifumi kaşlarını çatınca, savaş sanatları tanrısı onu düzeltti.

“Aa, bizler yapmadık. Yanlış anlama.”

“O zaman, neden böyle oldu?”

Tanrı diye inanacak değildi ama, Hifumi bunun yalan olmadığını hissediyordu.

“Diğer dünyadan birisi, zorla iki dünyayı bağlayan “Distorsiyon” kullandı. Bunun üstüne, çağırma için gerekli olan işaret sana musallat oldu. Sen diğer tarafa gitmezsen distorsiyon normale dönmeksizin, dünya farklı farklı etkinin altında kalacak”

Anlıyorum, diye düşündü Hifumi. Bütün türleri içeren roman okuma evinin, içinde bile o tür romanı nispeten severek birkaç çalışma okumuştu. Kısaca, bu iki kendince tanrılar, Hifumi’nin bocalamaması için haber vermeye geldiler.

(Ne kadar nazikler. Tam da Tanrı-sama dan beklenileceği gibi.)

“İşte bu yüzden, sorgusuz süalsiz distorsiyona girseydin de sorun olmazdı ama, kendi dünyamın insanı olduğundan, az çok durumu bilmeni istedim.”

“O taraf kılıç ve büyünün dünyası. Tehlikeli olmasına karşın, senin eğittiğin savaş sanatları gücünü, istediğin gibi kullanabileceksin.”

“Hm…”

Hifumi gözlerini kapayarak, içine kapattığı duygularının, *tak tak* diyerek uyarıldığını hissetti.

“Maa, dediğinizi anladım.” Hifumi, şimdilik bu hikayeye inanmaya karar verdi. ” O zaman, ben farklı dünyaya gidince ne yapmalıyım?”

“Ne, banane, sana oraya gidip Şeytan Kralı yen veya kahraman ol demiyorum.”

Hifumi’nin sorusuna, ihtiyar yüzündeki gülümsemeyle yanıtladı.

“Demekten çok, bizim için, senin diğer tarafta nasıl yaşadığın ilgilendirmez. Söz gelişi, bu dünyadan zorla adam kaçırmaya benzer. O taraf ne teklif ederse etsin, ister dinle ister dinleme farketmez.”

Savaş Sanatları Tanrısı’nın ağzından çıkan kelimelere bakarak sinirlendiğini anlayabilirdiniz. Kendilerinin denetlediği dünyaya başkası bulaştığından, sinirlenmemesine imkan yoktu.

“Bir de, o taraf bu dünyadan farklı, gaddar büyülü canavarlarla büyü var olup, elf ve cüceler gibi çeşitli varlıklar var. Öyle bir dünyaya bir anda gidersen, sen bile zor durumda kalırsın.”

“Bu yüzden, seni sıkıntıya sokmamak için, bizler bunları açıkladık, yine, oradaki dünyada savaşacak gücü verelim diye düşündük.”

“Güç? Örneğin, büyü kullanabileceğim gibi bir şey mi?”

Hifumi büyü kullanmayı hayal etti ama, nedense  ona uymuyordu. Kelimeleri kodladığı sırada, kesip geçmenin daha hızlı olcağını hissediyordu. Bi ihtimal kelime kodlamaya gerek olmasa bile, ateş veya su toplarından, kolayca sıyrılabilirdi. Göz bandıyla oktan sıyrılan Hifumi için sorun yoktu.

“Hayır hayır, büyü denilen şey sadece o dünyada var, insanın hayal edebileceği bir güç. Öyleyse izninle.”

İhtiyar elini kaldırdığı an, Hifumi’nin tuttuğu katananın ısındığını hissetti.

“Tanrı olarak gücümü, o katanaya birazcık paylaştım. Keskinliğini sınıra kadar çıkartıp, kırılıp bükülmeden, paslanıp körelmeyecek. Yaşayan canlıya veremem ama, bu güçsüz tanrının sana verebileceği tek hediyedir.”

“Ve ben de, Savaş Sanatları Tanrısı’nın ilahi korumasını veriyorum. Senin bir ara mütiş bir dojo açacağını düşünmüştüm ama, artık önemli değil. Şu anda senin savaş sanatı yeteneklerini bir üst seviyeye taşıma etkisi var. Gücün önemli olduğu dünya olduğundan işine yarayacaktır.”

“Anlıyorum…”

Açıklamayı duyup, savaşcı adamın ilahi korumasını elde eden Hifumi aniden, dikilip dojonun köşesindeki laido işareti olan samanın önüne ilerledi.

Flaş.

Belinden çıkardığı katana, samanı kestiği halde durmayarak, dojonun duvarına zarar vermişti. Ahşap duvar parçalanmış, çelik çevenin bile üstünde çizik atıldığı görülüyordu.

“…Bu kötü”

 Sadece samanı kesmeye çalışmıştı ama, bıçağa dokunmayan kısım bile kırılmıştı.

“Maa, kullandıkça alışırım.”

“Yavaş yavaş, çağrılmanın etkileri ortaya çıkar…”

Savaş sanatları tanrısının mırıldanmasıyla aynı anda, Hifumi’nin ayağının altında geometrik desen ortaya çıktı.

“Bu…”

“Ortaya çıktı demek… Hifumi, bundan sonra zor zamanlar yaşacaksın ama, bir şekilde elinde geleni yap. Sen, kendinin istediği gibi yaşa.”

“Savaş Sanatları Tanrısı olarak, lütfen senin savaş sanatını, o dünyada geliştirmeni istiyorum ama, maa, zorlamıyacağım.”

[Dramatik bir ayrılış zamanı ha?]

Aniden, alaycı bir ses yavaşca duyuldu.

“…Ölüm Tanrısı. Seni çağırdığımı hatırlamıyorum.”

Savaş Sanatları Tanrı’sının yüzü karardı.

[Haber verildiği için geldiğimi kim söylemiş.]

Hifumi’nin arkasında, kuyruklu palto giymiş ince bir adam çıktı. İnce gülüşlü yüzü, aşırı soluk teniyle, resmen ceset konuşuyormuş gibiydi.

[Ben, burayı her zaman izliyordum. Bu kadar ölüm kokusu yayan insan çok yok.] Ölüm Tanrısı olarak çağrılan adam, ellerini bir araya getirerek güldü. [Birini öldürmek isteyen o kadar çok kişi var ama, bu kadar koyu renkli ruhu olan bir insanla ilk defa karşılaşıyorum.]

Hifumi ölüm tanrısının bakışlarına dönüp, ifadesiz bir şekilde duruyordu.Ne onaylıyor ne de reddediyordu, sadece Ölüm Tanrısının kelimelerini dinliyordu.

“Kanasusamışlık ha… Bu senin savaş sanatlarına olan arzunun kaynağı demek?”

Savaş Sanatları Tanrısı’nın sorusuna Hifumi cevap vermedi.

[Bu sevindirici olarak, farklı dünyaya davet edildiğine göre, bu kadar memnun edecek bir şey olmaz! Hadi, kılıç ve büyü dünyasında, istediğin gibi o gücü göster. Senin karşında duracak olan herkes, o katanayla kesilecektir eminim, evet, hatta bir dünya tanrısı bile!]

Heycanla Ölüm Tanrısı, Hifumi’nin önünde ortaya çıktı.

[Zayıf olmasına rağmen, benden de bir hediye.]

Ölüm tanrısı abartılı bir jest yaparak avucunu açınca, Hifumi’nin vücuduna kara sis girdi.

[Benim en iyi olduğum karanlık özelliğini verdim. Diğer tarafta sen hayal ederek kara büyü kullanabilirsin. Bu da, insan aklını aşan bir seviyede.]

“Alabileceğim şeyleri alacağım.”

[Reddetmeden kabul ettiğine sevindim, büyü olmayan bu dünyada çalışmaz ama, orada denersin.]

Hifumi’nin kelimelerine yavaşca gülümseyen Ölüm Tanrısı, diğer iki tanrıya baktı.

“Teşekkür ederim.”

[Eh?]

Ölüm Tanrısı gözlerini döndürmeden önce, Hifumi’nin kılıcı Ölüm Tanrısını iki parçaya ayırmıştı. Aşşağı kayan üst parçası, görüdüğünden daha fazla ses çıkararak yere düştü.

Gözleri şaşkın bir şekilde bakan Ölüm Tanrısı yavaşca ağzını açıp, o şekilde kuma dönüşmüştü.

“Hou, gerçekten tanrıyı bile kesti ha. Bu yavşak tanrımı değilmi bilmiyorum ama. Ama, kim olursa olsun, beni kullanmaya çalışanları affetmem.”

Hifumi ifadesiz bir şekilde, çizilmeyi bırak boğumlanmayan katanaya bakış attı.

“Bu katana için teşekkür ederim. Ben bu şekilde istediğim gibi öldürebilirim.”

Resmen butona basılıp değişmiş gibi bir anda farklı bir insana dönüşen Hifumi, uğursuz bir gülümseme takınarak mırıldandı.





tags: oku Yobidasareta Satsuriku-sha Bölüm 001, Yobidasareta Satsuriku-sha Bölüm 001 manga, Yobidasareta Satsuriku-sha Bölüm 001 online, Yobidasareta Satsuriku-sha Chapter 001 bölüm Yobidasareta Satsuriku-sha Chapter 001 chapter, Yobidasareta Satsuriku-sha böiüm 001 yuksek kalite, Yobidasareta Satsuriku-sha Chapter 001 manga scan, ,